Kürt reformunu

Türkiye’de 29 Mart’ta yapılan yerel seçimler, Kürt sorunlarının çözüm şansını kökünden sarstı. Birçok kesim tarafından terörist PKK ile bağlantılı olduğu düşünülen Demokratik Toplum Partisi (DTP), Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu güneydoğuda başlıca belediyelerin neredeyse tamamını kazandı.

Bu sonuç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ılımlı reform politikaları için Kürtlerin desteğini almaya çalışan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) açısından büyük bir darbe oldu.

Sembolik açıdan önem taşıyan Diyarbakır şehrinde kazandığı belediyelerin yanı sıra, Güneydoğu Türkiye’de yedi şehir ve 50 ilçe belediyesinde de ipi göğüsleyen DTP, böylelikle 2004 yerel seçimlerine göre dört şehir ve 18 ilçe daha kazanmış oldu.

Erdoğan’ın partisi ise, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda 100 belediye kazanarak, başbakana reform programı için daha güçlü bir yetki sağlamayı ve diğer yandan da PKK’yı izole edip zayıflatmayı umuyordu.

Zafer için tüm gücünü seferber eden AKP, kısa bir süre önce, kamu yayın kuruluşu TRT üzerinden ülkenin ilk Kürtçe televizyon kanalını açtı. Devlet yetkilileri, halka buzdolabı ve çamaşır makinesi hediye etti. Erdoğan, bölgedeki kilit şehirleri bizzat ziyaret ederek, buralara yönelik olarak daha fazla yatırım, daha fazla istihdam ve daha iyi sosyal hizmetler sağlama sözü verdi.

Türk muhalefetinden oldukça ciddi eleştiri alan bu girişim sonuç vermedi. 2007 yılına kıyasla yüzde 15 oy kaybı yaşayan parti, yalnızca dört belediye kazanabildi.

AKP, bu sonuç için PKK’yı suçladı. Türkiye’nin AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Teröri örgütü PKK’nın, seçmenleri ve parti yetkililerini tehdit ettiği bölgelerde başarılı bir seçim kampanyası yürütmek mümkün olmadı”, dedi.

Milliyet gazetesi yazarı Taha Akyol’a göre, alınan sonuçlar “güçlü bir uyarı işareti” niteliği taşıyor. Gazetedeki köşesinde, DTP’nin sürdürdüğü kimlik siyaseti ve radikal yaklaşımın ve Kürtlerin kendilerini baskı altında hissetmelerinin seçim sonuçlarını bu yönde şekillendirdiğini yazan Akyol, söz konusu sonucun, Kürt sorununa yakın gelecekte bir çözüm bulunmasını zorlaştırdığını da sözlerine ekledi.

DTP genel başkanı Ahmet Türk ise, elde ettikleri başarıyı demokrasinin zaferi olarak nitelendirdi ve AKP’ye yaklaşımını değiştirme çağrısında bulundu.

Türk, “Bu, AKP’nin milliyetçi, otoriter ve tek parti iktidarı anlayışına karşı bir uyarıdır. Bu, AB reformlarını ağırdan alan, yeni anayasa tartışmasını bir kenara bırakan ve sınırlı bir demokrasi anlayışıyla, demokrasiyi sadece kendisi için anımsayan AKP için bir uyarıdır”, dedi.

DTP, — Kürtlere özerklik tanıyan yeni bir anayasanın kabulü de dahil olmak üzere – Türk devlet sisteminde radikal değişiklikler yapılmasını ve PKK militanları için genel af çıkarılmasını istiyor.

Son seçim sonuçlarıyla birlikte ayağını daha güvenli bir şekilde yere basıyor olsa da, pek çok analist, partinin kısa vadede AKP’den kayda değer bir taviz elde edemeyeceğini düşünüyor. Erdoğan bugüne kadar kabinesine hiçbir DTP üyesini atamayı veya bunlarla toplantı yapmayı öngörmedi. Dahası, partiyi PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul etmediği ve PKK’nın gerçekleştirdiği saldırıları kınamadığı için sert bir dille eleştirdi.

Kıdemli gazeteci ve Fox TV Ankara bürosu şefi Sedat Bozkurt, Erdoğan’ın partisinin, DTP’nin kurduğu siyasi bir tuzağa düştüğünü söylüyor.

Southeast European Times’a konuşan Bozkurt, “DTP’li liderler, Kürtlerin AKP’ye yönelik desteğini baltalamak için daha şiddetli ve radikal bir söylem benimsedi. Radikal taleplerde bulundular ve bu talepler de, Başbakan Erdoğan ve AKP’li liderler tarafından sert bir dille reddedildi. Bu taktik istenilen sonucu verdi ve Kürt seçmenler yine DTP çatısı altında birleşti”, dedi.

Bozkurt’a göre AKP, Kürtlerin güvenini ve oylarını yeniden kazanmak istiyorsa, onların kimlik ile ilgili taleplerini karşılamak zorunda.

Erdoğan, uzun süredir güneydoğuya yönelik yeni bir açılımın sözünü veriyor. 2005 yılında Diyarbakır’a yaptığı bir gezide, “Kürt gerçeğini” tanıyacaklarına söz vermiş ve hatta yeni bir vatandaşlık tanımı ortaya atmıştı. Fakat ilerleyen aylarda PKK tarafından gerçekleştirilen şiddet eylemlerinin yeniden tırmanması, ülkede öfke yarattı ve milliyetçi kesimden ciddi ölçüde siyasi baskı geldi.

PKK’lı teröristler, Türkiye’yi hedef alan saldırılarda yıllardır kuzay Irak’ın dağlık kesimlerini üs olarak kullanıyor. Bu kanlı ayaklanma, 1984 yılından bu yana neredeyse 40 bin kişinin canına mal oldu.

DTP’li liderler, terör örgütünü kınama fikrinden hâlâ daha çok uzak görünüyor, ve hâlâ daha barışçıl bir çözüm bulma yükünü PKK’ya değil de Türk hükümetine yıkıyor.

Şimdi tüm gözler, Mayıs ayı başında kuzey Irak’taki Erbil kentinde yapılması planlanan Uluslararası Kürt Konferasına çevrilmiş durumda. DTP, burada Türkiye, Irak, Suriye ve İran’dan gelen Kürt grupları ve yanı sıra PKK temsilcileri ile biraraya gelmeyi planlıyor. Yerel basında, PKK’nın bu buluşmada silah bırakma koşullarını açıklayabileceğine dair haberler yer alıyor.

Fakat Akyol, ne PKK terörünün hızla sona ereceğini ne de bu soruna kısa vadede bir çözüm bulunabileceğini düşünüyor.

Akyol, “Uzun vadede etnik gerilimi düşürebilecek şey, Kürt kimliğine saygımızı yansıtan demokratik reform politikaları ve birliğimizi, bütünlüğümüzü pekiştirecek sosyal bütünleşme politikalarıdır. Fakat bu hedefe ulaşabilmek, muhalefet partileri CHP ve MHP de dahil olmak üzere, hepimizin Türkiye’nin geleceği için bir açılım yapmasına bağlıdır”, diyor.

Bu durumu daha karmaşık hale getiren bir diğer unsur da, iktidar partisi ile kendisini laik devletin koruyucusu olarak gören ordu arasındaki gerilim. Laik kesim, Erdoğan ve partisiyle “İslamcı” bir gündeme sahip olduğu iddiasıyla bir çatışma içindeyken, askeri kesim de Kürt meseleleriyle ilgili olarak sert bir tutum çağrısında bulundu.

Türkiye’nin en üst düzey komutanı, bu hafta yaptığı bir konuşmada, Türk vatandaşlığı temeline dayalı olduğu müddetçe, kültürel hakların genişletilmesini desteklediklerini ifade etti.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Salı günü Harp Akademisinde yaptığı konuşmada, işsizlik ve fırsat eksikliği gibi sorunlar yüzünden, Kürt gençlerin PKK’nın cazibesine kapıldığını ve terörle mücadelenin, “kapsamlı bir strateji” ve muhtemel yasal değişiklikler gerektirdiğini dile getirdi.

Diğer yandan yeni bir anayasa ile Kürt kimliğinin tanınması fikrine karşı çıkan Başbuğ, Türkiye’nin, etnik kökene dayalı bir devlet olmadığını söyledi.

Başbuğ, “Türklük, hangi etnik kökenden olursa olsun, eşit haklara sahip tüm Türkiye vatandaşlarını ifade eden, genel bir kimliktir (üst kimlik)”, dedi.

Kategoriler: Haberler

Tags:

Yorumlar

Yorum Yok

Yorumunuzu Ekleyin

İsminiz *

Mail Adresiniz *

Website